Page 15 - Ant Sanat Dergisi - Sayı 11
P. 15

Y              ılmaz  Güney,  “bir  ideal  uğruna       iyi-yoksul” şemasını nereye kadar kırabilmiş-
                                   ölünemeyeceğinin”  biraz  faz-
                                                                            tir?  Yoksa  zaten  geleneksel  Yeşilçam’ın  bu
                                   la  doğrudan  ve  sinemaya  pek
                                                                            kalıp  içinde  derin  bir  hakikat  payı  sığlaşmış
                                   uymayan  bir  yoldan  80’alerin
                                                                            ise, kent artık o olmaktan çıkmıştır”, der gibidir
                                   sonrasında  ilan  edilmesinin  ar-       mıdır? “Hayat, bozulmamış bir ilke özünde ne
                    dından  kolaylıkla  masaya  yatırılmıştır.  O,  bir     Yeşilçam sineması.
                    idealin ütopya bile olmaktan çıkmaya başladığı          Güney, bu mitolojinin içinde iyice sığlaşıp sak-
                    sürecin son cümlesidir.                                 lanmış olduğunu düşündüğü bir hakikat payını
                    Yönetmenliğine kaydedilmesine itiraz etmenin            mı öne çıkarmıştır yönettiği ve senaryosunu
                    imkânsız olduğu film sayısı “bir” bile olsa, bu         yazdığı filmlerde? Onun sinemasında kırsalda-
                    “bir”, nesnedeki fazla ile öznenin sözünün bir-         ki kadın, eş/sevgili-ana özümsemesidir. Haya-
                    birlerini saygıyla kucaklayıp besledikleri bir yol-     tın bir yerlerde yitip gitmiş, bozulmuş halinin
                    culuk yapabilir. Onun toplumsal varoluşundan,           altına gömülmüş özünü hala temsil edebilen,
                    yaşama ve tepki gösterme özelliklerinden ayrı           erkeğe yeniden doğma fırsatı sunan “kutsal”
                    ele  alınamayacak  sineması,  başka  ülkelerdeki        anadır. “Yol”da yıllardır hapis yatmış ve artık
                    benzerleri gibi, bir “devrim öncesi” sinemasıdır.       insanlıktan  çıkmış  erkeğini  yeniden  doğurur
                    60’lar ile 80’ler arasında “yeni muhafazakârlı-         kadın: En baştan, insan olarak. Onun filmlerin-
                    ğın”  çarkı  içine  çekilmeye  başlayan  dünyanın       de eş, hep anaya (doğaya, öze) yaklaşır. Kat-
                    ve  ülkenin  bağlamında  yazılması  gereken  bir        lanma, bekleme, susma, dilsizleşme ve çiledir
                    ontolojidir bu; özne ile nesneyi birlikte kavra-        bu  yaklaşmaya  eşlik  eden  özellikler.  Hakkın-
                    maya yönelmiş olması şart bir ontoloji.                 daki her türlü hükmün o doğmadan çok önce,
                    Yılmaz Güney sineması, devrim filminin kop-             gelenekle, feodal örf ve adetlerce, kör, kabuk-
                    tuğu anda donmuş ve beklemeye geçen bir ba-             laşmış  tabularla  ve  erkekçe  verilmiş  olduğu
                    kışın sinemasıdır; bir bakılanın ve bakanın.            kurbandır kadın.
                    …                                                       …
                    “Umut”ta çayırda terk edilen at, üretim aracı-          Yılmaz Güney, “devrim öncesinin” sinemacı-
                    dır; ama fiziksel aksam değildir. Marina’da yılda       sıydı. Ama devrimin de sinemacısıydı. Filmleri-
                    birkaç günlüğüne binilecek tekne de. Kapita-            ne yansıyan, devrimci imgesini, dönemin siya-
                    list, sabit sermaye yatırımından düşebilir ara-         sal-toplumsal hareketlerinden ayrı düşünmek
                    cını; burjuva lüks tüketimine ekleyebilir gide-         imkânsızdır.  Varoluşunda  estetiği,  toplumsal
                    rini. Arabacı Cabbar yüreğinden düşürür atını.          varlığı, bilinci, siyasal duruşu ve pratiği, hepsi
                    Seyirci  ayrılışın  bütün  duygularını,  hüznünü,       bir bütün bütündür. Şimdi onu konuşmak, artık
                    çaresizliğini o derin planda yaşar. “Arkadaş”,          devrimin sonsuza kadar ertelendiği sevincinin
                    teorik bilginin yaşanmamış pratiğinden yaşan-           egemenlerin  gözünü  kararttığı  bir  dönemde
                    mış hayatın yanlışlığına bakar gibidir. Tehdit,         kolaylaşmıştır. Korku geçmiştir. Bastırılan geri
                    zorlama değil, arkadaş bakışıdır bu. Ne diyor-          gelemeyecek gibidir. Yılmaz Güney, Angelopu-
                    du  Adorno?  “Yanlış  bir  hayatın  içinde  doğru       los’un nehre saldığı o ünlü anıttır paramparça
                    bir hayat yoktur ya da yaşanamaz”. Brecht’in            edilmeye  çalışılan.  Pagan  bir  ritüelle  nehrin
                    “Cesaret Ana”sı şöyle der: İşte dünyanın hali           akışına  bırakılandır  (“Ulysses’in  Bakışı”).  Ve
                    bu, ama böyle olmak zorunda değil dünya!                biliyoruz, dönecektir geriye.
                    Yılmaz Güney, “Yeşilçam” geleneği içinde do-            Mutlaka dönecektir!
                    laşan filmlerinde bu sinemanın “zengin-kötü,                                                  antsanat






                                                                                           Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi  15
   10   11   12   13   14   15   16   17   18   19   20