Page 78 - Ant Sanat Dergisi - Sayı 11
P. 78
Amele Postası
Şenay
Eroğlu
AKSOY
Y okuştan inerken gölge aramam rir de şaşar kalırsın, derler. Allah’ın siktir ettiği
köylerden şehre doğru yol alan minibüslere nasıl
etrafta, bilirim yorgun siluetler
doluştuklarından, amele pazarlarından söz eder-
akacaktır pencerelerden. Ara so-
kaklara sapıp gece yarısı girerim
eve. Komşular kapıma bırakılan ler. Irgatlık zor iş, gözünün ışığı söner insanın,
yazmış geçenlerde biri.
mektupları aşırır. Ne aradıklarını bilmeseler de Yokuş başında harabeye dönmüş evlerin arasın-
pusudaki avcıdır o ânda bakışları. Zarfı koyunla- da birden ortaya çıkan manzara içimi açar. Dere
rına sokup hızla evlerine yollanırlar. Filmlerdeki yatağının tek güzel yanıdır bu tepe. Bazı gece-
gibi buhara tutup yapışkanı kaldırdıktan sonra ler dolunayı bu yükseklikten görmenin heyeca-
satırların içine sızarlar. Tedirgindir bazıları. Sahi, nı içimde. Durur, azıcık soluklanırım manzara-
mektup çalmak daha mı zordur birkaç kuruşu ya dalarak. İki yakaya dizilmiş evlerin ortasında
cebe indirmekten? Hızla okuduktan sonra dudak akan yolun sonundadır ay. Karanlık gökte yüzü
bükerek kapatırlar zarfı, getirip geri bırakırlar al- hafif lekeli, benzi soluk bir küredir. Usul inerim
dıkları yere. Oysa bana yazılmamıştır o mektup- yokuşu, koltuğumun altında bir somun ekmek.
lar. Aynı izbe bodrumlarda oturanlara, ayakkabı- Geçmişe gider aklım aya yürürken, ninemi ha-
larının altı delik olanlara, gece yarılarında yorgun tırlarım. Kapı önündeki sedirdedir yine. Beni
argın eve dönenlere yazılmıştır. Kirli yakalılar, görünce canlanır, gel der eliyle. Varırım. Koltu-
ameleler karalamıştır hepsini. Zaten sözcükle- ğumun altındaki somunu işaret eder, bölerim.
re dökülemeyen düşüncelerle doludur sayfalar. Yumuşak yeri ağzında sorarken kıtlık günlerin-
Yazarak anlatamazlar birçok şeyi ama Amele den söz eder. Pençeleri adamı deliye çevirir, der.
Postası’na ses vermeden de duramazlar. Geçip Uzaklara dalan bakışları donup kalmıştır, kara
geldikleri yolları işaret etmek isterler midelerin- boğaz, kara boğaz, der kolumu sıkarak. Ahşap
den yükselen sesi dinlerken. Bin yıl öncesinden evin girişindeki sedirde oturur sabahtan akşama,
kalmış hikâyelerini anlatıp dururlar. Bir kısmı tü- bastonu yanı başında. Çocuğum, sözlerinin anla-
tüne gitmiştir, bir kısmı fındığa. Kasabanın dışı- mını bilmez, beni yanına çekişini, pütürlü elleriy-
na kurdukları çadırlarda yaşarken neler yapmak le dizlerimi sıvazlamasını severim. Sözün uzun-
gerektiğinden söz ederler. Birikimini kollayacan, luğuna göre gidip gelir elleri. Durup düşünmek
yerliden dost olmaz gurbetteyken gözünün içi istediğinde diz kapaklarımı sıkar hafifçe. Derin
olsa güvenmeyecen, yazar bazıları. Aynı sofraya bir nefesin ardından yeniden söze döner. İnsan
oturduğun adamdan da kolla kendini. Zulada üç geçmişi hatırlamaya girişti mi fukara günlerin
beş kuruşu olsa da senin rızkınla karnını doyur- bohçaları açılır ilkin, açlar yürür gelir bir bir, diye
mak ister. Kaşığından çaldıklarıyla zengin oluve- devam eder.
78 Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi
