Page 80 - Ant Sanat Dergisi - Sayı 11
P. 80
gördüğümde hâlâ sürükleniyorduk. Önümdeki Devrilip kalmaktan korkuyordu herkes. Sabah-
Yozgatlı nasıl olduğunu anlayamasam da epey ki somunların bir kısmını elinde sımsıkı tutan-
uzağıma düşmüştü. Ter ve açlığın keskin koku- lar insan etinden oluşan nehrin üzerinde göğe
su başımı ne yöne çevirsem genzimi yakıyordu. uzattıkları kollarıyla ekmeklerini korumaya çalı-
Yanımdakiler duvarlarla çevrili bir kanalda bo- şıyordu. Düşünüyorum da göklerdeki Tanrı bile
ğaz boğaza sürüklendiğimizi ne zaman anladı şaşıp kalıyordur kendine doğru uzatılan ekmek-
bilmem ama asıl sorun buradan nasıl kurtula- leri gördükçe. Beklenmedik serin bir rüzgâr es-
cağımdı. İçimden amele pazarına adım attığım mişti ki arkamdaki yeniden bağırmaya başladı.
âna lanet ettim. Güneş kızgınlığını kaybedip de Önden gelen bir ses bastırdı onu. “Kes lan çakıl-
usulca devrilmeye başladığında yorgunluktan daklı! Anlasana, bizim cennetimiz de cehenne-
bitap düşmüştük. Olur da kendini bırakırsan mimiz de böyle.” Normal zamanda olsa kavgaya
kalabalığın ayakları altında ezilip gideceğinden tutuşur, kafa göz dalarlardı birbirlerine. Oysa
en yakınımızdakine sıkı sıkı tutunuyorduk. Hava şimdi insan etine gömülü bedenini öbürlerinden
kararınca ortalık biraz sakinlemiş, akış durmuş- ayırıp da tek başına hareket edemiyordu kimse.
tu. Yürek çarpıntımız azaldıktan sonra neler ol- Mektubun ilk sayfası burada bitiyordu. Kâğıdın
duğunu anlamaya çalışmıştık. Sanki arkamızda boşluklarına sözcükleri dik kesecek şekilde, aynı
bir piston vardı da kanal boyunca itip duruyordu isim defalarca karalanmıştı. Hikâye anlatıcısı-
bizi. Gece ilerledikçe göz gözü görmeyen zifiri nın okuma yazması yoktu demek ki başka birine
bir karanlıkta kime seslensem ne olduğunu an- yazdırmıştı ağzından dökülenleri. Tahmin ettiğim
layamıyor, korkudan ve açlıktan titriyordu. Tüm kadarıyla bu satırları yazmak için elçi seçilen
sesler silinip uykunun beşiğine yuvarlanınca sil- gencin adıydı bu. Tülay. Belki de çocuktu bilmi-
me baş, silme kol olmuştu kanal. Dineldiği yere yorum. Tülay. Zihnimde yankılandı bu isim. Kah-
kıvrılmıştı herkes. Güneşin ilk ışıklarında kana- verengi gözlü, kahverengi saçlı, dik başlı olmasını
la fırlatılan ekmeklerin kokusuyla uyandık. İki- diledim. Zehir zemberek mektupların iyi yanıydı
şer lokmalık da olsa somunları atana dua ettik, Tülay. Adının sonundaki y harfinin kuyruğunu
zira kanaldaki aç nefes kokusu artık dayanılmaz iyice uzatıp yuvarlamıştı. Y’deki bu kıvrımı gör-
bir hal almıştı. Ekmek midemize inmeden yine mek iyi geliyordu bana. Dedesi ya da babasının
başladı sürüklenme. Hızla düştüğümüz yerden belki de abisinin anlattığı hikâye onun neşesini
fırladık. Kalkamayanların bazılarına ne oldu boğamamıştı. Her gün kapımın önüne bırakılan
dönüp bakmadım ama söyleyemese de günler- mektuplardan en ilginç olanıydı bu. Beyaz kâğıda
dir boğazından sağlam bir lokma geçmeyenler bir süre daha bakıp zarfa koydum.
vardı aramızda. Neyse…Doğrulmaya çalışan Yatağa girdiğimde evvelsi günlerde olduğu gibi
biri bacağıma asılınca alttan bir tekme koydum, aklımda dolanıyordu cümleler. Ağaç köküne ası-
devrildi. Akışa bıraktım kendimi tekrar. Bir ara lan delikanlı kanalın duvarını aşmayı başarmış
beton duvarı patlatmış ağaç köküne asıldı baba- mıydı? Mektubu yazdıran adamın adı neydi?
yiğit bir delikanlı. Biz sürüklenirken öylece ası- Tülay bir sonraki sayfaya da adını yazmış mıy-
lı kaldı, gövdesini yukarı çekmeyi başardı ama dı? Sabah olduğunda amele pazarına gitmek için
duvarı aşması zordu. Ona bakarken, mühendis- evden çıktım. Durağa yürürken üzerinde Amele
miş, dedi yanımdaki. Şaştım da kaldım. Okuyup Postası yazan kutuya Tülay’ın yazdığı tek sayfa-
yazmışlarla sırt sırta sürükleniyorduk demek. lık mektubu ve yanına İhsan’ın hikâyesini karala-
Güneş yeniden tepeye ulaştığında arkalardan dığım sayfaları usulca bıraktım.
bir ses, “Ne çekiştirip duruyon” diye bağırdı. antsanat
80 Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi
