Page 141 - ANT SANAT 12
P. 141
doldurur. O boşlukların hiçbiri bizim yüzümüz- hepsinin derdi zaman değil mi? Ben zaman de-
den değil, doğru harcanmayan, boşa geçirilen nen kavramın dışına çıktım. Şimdi ona uzaktan
zaman yüzünden. Yemin etsem de kiliseler sesleniyorum: Ey zaman, seni bütünüyle yu-
daha doğrusu dini mekânlar güven vermiyor. tan da çok, dilimleyen de!
Dilerim yakın zamanda son nefeslerini verir-
ler de “la torta pazientina” tatlılarını (Türklerin Zamanı törpüleyen insanlar, zamanın tör-
nasıl helvası meşhurdur) üç gün ben yaparım. pülediği insanlar...
Ahmet Mithat Efendi’nin çığını kabartan de-
Tanrı’nın kol saati yoktur, kul saati vardır. sem akılları bulandırırım. En iyisi Nobel ödüllü
Akrep ve yelkovan saat üstünde işleyendir. yazarımız Orhan Pamuk’un eniştesi diyeyim
Dün’e dönüp bakıyorum, çok hızlı işlemiş; bu- de kısa yoldan aydınlatayım okuru. 1950’ler,
gün, farkında değilim; yarın, sanki işlemek için 1960’lar... Hayat ve Ses dergileri, Hayat Ansik-
benden emir bekliyor. Dağdaki çobanın akrep lopedisi tek bir adı işaret eder: Şevket Rado.
ve yelkovan derdi yok, ama iki saati var: Güne- İpeksi bir üslubu olan gazeteci... “Eşref Sa-
şin doğuş saati, güneşin batış saati. Hapiste- at”ini okuyalı yıllar geçmiş. Kırk yıl neredeyse.
ki mahkûmun saati dilinde: Ama unutamadığım bir cüm-
Akrep ve yelkovan birbirle- lesi var, altını çizmişim: “Sizin
rine takılmış, zaman geçmek için günün en iyi saati hangi
bilmiyor. Bekleyenle bek- saattir hiç düşündünüz mü?
letenin saatlerinde akrep Şair tabiatlı olanlar akşam
ve yelkovan bölüşülmüş; saatlerini severler.” Ahmet
seveninki durmuş, sevile- Haşim’in melankoli yüklü şi-
ninki suskun. İdam mahkû- irlerinden sonra okumuşum-
munun saati bütün duvar- dur bu cümleyi, akşama ge-
lara yayılmış, durmaksızın ceyi de ilave etmiştim. Benim
donk donk diye beyninde eşref saatlerim uzun ve da-
ötmekte. Benim, “akrepsiz ğınıktı. Padişah hazretlerinin
yelkovanı delirmiş gömgök sefere çıkacağı saatin dakik-
bir saat”im var köstekli. Bu liği yoktu. Zaman bu saatleri
konuda talihsizim. Evet, ta- iyice dağıttı. “Eşref saat”im
lihsizim. Hayri İrdal’ın dakik saatlere olan düş- tan yelleri esmeye başladığında mı, günün deni-
künlüğünü düşündükçe... Hiçbir saate güven- zi ateşe verdiği anlarda mı? Belki de uyku mah-
mediğim için bir enstitü kurma girişimim oldu, murluğumu attığımda. Ama ikindiüstüler değil.
o da başlamadan bitti. Halit “Ayarcı” kurnazlı- Ortalıktan el ayağın çekildiği, kedi ve köpek ses-
ğı/ hinliği gerekirmiş kurumun büyümesinde. lerinin kuruduğu, ıssızlığın ortasına beni savu-
Benim dakik saatim kalbim. Su saatim de o, ruverdi... Emevi ve Abbasi saraylarının münec-
kum saatim de; güneş saatim de o sarkaçlı cimbaşları gibi işi ciddiye alsaydım zihin saatimi
olan da. Zemberekliye düşmanım. o ana kurup işe öyle başlardım.
Gerçi ne zaman bir saatçi dükkânına girdim O halde saatleri yerlerinden sökün, zamanı unu-
bütün saatlerin doğru gösterdiğine inandım. tun! Kendinize bir sa(n)at kulesi inşa edin.
İnanmalı da. Saat dediğin nedir ki? Her saa-
tin kalbi (akrep ve yelkovanı) kendine. Sonuçta antsanat
140 Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi 141
