Page 42 - ANT SANAT 13
P. 42

uzanan Yunan edebiyat geleneğinin bir parça-            “Sonra katırtırnaklarına vuran gölgen, nice-
              sı olmak büyük onurdu ve tören konuşmasın-              dir yaralı, sadık bir köpek gibi seni izleyen/
              da ödülün onun şahsında bütün bu geleneğe               Öğle  üzeri  topraksı  uykunun  yanıbaşında
              verildiğini söyledi. Söz konusu geleneğin en            oturup acı defneleri koklayan, …/ yazın oy-
              belirgin özelliklerinden biri ise elbette Akde-         luklarında beliren bir armut sessizliği var,/
              nizlilikti. Bu nedenledir ki özellikle ilk şiirle-      keçiboynuzlarının köklerinde bir durgun su
              rinde sıkça kullandığı ışık ve saflık imgeleri          uyuşukluğu”  (Yannis  Ritsos,  “Yunanlıların
              kendisine “güneşi içen şair” denmesine yol              Öyküsü”)  Son  olarak  Nikos  Gatsos’a  kulak
              açmıştır. Nobel Ödülü basın duyurusunda da              verelim, sakız ağacından dem vurur o da, in-
              belirtildiği gibi: “Deniz ve adalar, faunası ve         cirden elbet ve der ki “Ancak limon ağacının
              florası, plajlardaki pürüzsüz çakıllar, dalga-          tepesindeki  kuşlar/Diri  adımların  düzenli
              ların dalgalanması, dikenli siyah deniz kes-            vuruşuyla  şakırsa/Rüzgarlar  gelir”  (“Amar-
              taneleri, tuzun keskin kokusu ve suyun üze-             gos”) Doğal olarak, sadece bitkiler değil ak-
              rindeki ışık, yazılarında sürekli tekrar eden           denizin sıcak ikliminde hayat bulan cırcırbö-
              unsurlardır - tıpkı bu dünyayı her yeri kapla-          cekleri, yılanlar da yer alır şiirlerde.
              yan parlaklığıyla vaftiz eden, aynı anda hem
              bereketli hem de arındırıcı olan parlak güneş           Sayısız  adalarıyla  Akdeniz  sadece  denizden
              ışığı seli gibi. Duygusallık ve ışık, Elitis’in şii-    ibaret  değildir.  “Biliyorduk  ki  adalar  güzeldi/
              rini aydınlatır. Algılanabilir dünya, tazelik ve        buralarda bir yerde, arayıp durduğumuz”, böy-
              şaşırtıcı deneyimlerin zenginliğiyle canlı bir          le der Seferis ve sonra da Santorini’yi anlatıp
              şekilde mevcuttur ve ezicidir.” Gerçekten de            Mikene’ye “Ver bana ellerini, ver bana ellerini,
              deniz ta en küçük hücrelerine kadar sızmış-             bana ellerini” diye seslenir. Mikene Truva Sa-
              tır şairin: “Otopsi” adlı şiirde “Derinin biraz         vaşı’nda Yunanlıların komutanı olan efsanevi
              altında, mavi ufuk çizgisi belirgin çizilmiş /          kral Agamemnon’un ülkesiydi. Bu antik ken-
              Ve  çok  miktarda  mavilik  mevcut  kanında”            ti  ziyaretin  uyandırdığı  duyguları  anlatan
              diye  tarif  eder  muhtemelen  kendi  ölüsünü,          şiir  şöyle  biter:  “Çırılçıplak,  bir  başak  za-
              “sol  kulak  boşluğunda  ince  kum  taneleri,  /        manın/  temellerine  gömülmüş  gövdeler.  /
              deniz kabuklarındaki gibi”. Sadece deniz mi?            Bakan, ne kadar istesen seçemeyeceğin bir
              “Gördüler ki zeytin kökünün altını damlamış             noktaya/  durmadan  bakan  gözler:/  senin
              kalbinin gizli oyuklarına” Yani akdenizin bit-          ruhun  olmaya  savaşan  o  ruh./  Artık  ses-
              ki örtüsü de bolca geçer Elytis’in şiirlerin-           sizlik bile senin değil/ değirmen taşlarının
              de tıpkı diğer soydaşı şairlerde olduğu gibi.           dönmez  olduğu  bu  yerde.”  Nikos  Gatsos’a
              Örneklemek  gerekirse,    “Sonra  yan  yana,            ününü  kazandıran  tek  şiir  kitabı Amorgos
              yüzlerimiz/ sütleğen ve zeytinler gibi/ Yağ-            adını  yine  bir  adadan  alır.  Bu  kitap  “Yu-
              murdan sırıl sıklam, / “nedir bu koku,” diye            nanistan’ın  Alman  ordusu  tarafından  işgal
              sorduk,/ “Bu oğul arılar gibi havaya yayılan?           edildiği  yıllarda  yazılmış  ve  savaşın  kor-
              Belsem mi, çam mı, kenger mi, yoksa kekik               kunç acıları karşısında yiğit bir direniş ha-
              mi?” “Asmanın üzerine eğilip/ ürperen yap-              reketi  için  insanın  esinleneceği  kaynaklar
              raklardan bir bir/ o tatları tatmak, çiçekle-           araştırılmıştır.” Ve belki de bir adanın kav-
              ri koklamak istedim;/ oysa aklım üzüm sal-              ramsal olarak kendine yeterli olması, adada
              kımları  gibi  yoğun,  /soluğum  böğürtlenlere          kendi  işini  kendisi  görmek  zorunda  kalan
              takılı”.  (Angelos  Sikelianos,  “İlk  Yağmur”).        insanların  ruhlarına  da  yansımıştır.  “So-





        42    Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi                                                                                                                                                                  Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi  43
   37   38   39   40   41   42   43   44   45   46   47