Page 68 - ANT SANAT 13
P. 68
oynardı. Ahmet Erhan’la Adana Erkek Lise- leyman Sırrı’ları, Köylü Mustafa’ları, Cin Me-
si’nden arkadaş olmamıza karşın, Ankara’nın met’leri, Karikatür Duran’ları, Con Ahmet’leri,
edebiyat ortamlarında buluşmak için biraz geç bu yıllarda, babamın ayakkabıcı dükkânında
kalmıştık. Ama sonra bu açığı fazlasıyla kapat- tanıdım. Zamanın kabadayılarını, ki benim için
tık. Yıllar sonra Ankara’da buluştuğumuzda, güzel insanlardı, bu yıllarda tanıdım, onlara
birbirimizi üçüncü kişilere “top arkadaşım” ayakkabılar götürdüm. O zamanlar kulüpler
diye tanıştırmıştık. Lise yıllarında her ikimiz çok yaygındı. Bu kabadayıların hemen hepsi
de “top” oynardık. Adana Demirspor’un ve babamın arkadaşıydı zaten. İnce Cumali için
Seyhanspor’un gençlerinde oynardık. Her iki- yakılan türküleri de yine o çocukluk yıllarım-
miz ise lisenin okul takımında. Dalga geçeriz da dinledim. Dönemin belediye başkanı Ege
diye bizden saklamış; meğer o yıllarda Erhan Bağatur da babamın arkadaşıydı. Yılmaz Gü-
şiir de yazarmış… Bir gün bunu kendisine sor- ney’in Yumurtalık savcısı Sefa Mutlu’yu vur-
duğumda, “Haberiniz olsaydı benimle dalga duğunu o günün sabahında bizim dükkânda
geçerdiniz, lan,” olmuştu cevabı. Ahmet Erhan Ege Bağatur’un ağzından duydum. Bana göre
haklıydı. Ben bugün de mahalle arkadaşlarım- Yılmaz Güney de hem oynadığı karakterler-
la görüşürüm ve bir ikisi dışında benim ede- lerle hem de hayatıyla bir İnce Memed’di, bir
biyatçı kimliğimi hiç ciddiye almazlar. Bunun mecbur insandı, bir Aleksi Zorba’ydı.
üzerinde hiç durmam, konuşmalarımda hemen Lisede okuduğumuz yıllarda Atatürk Parkında,
Adana ağzını kapar, aralarına kaynar giderim kirli sarıya çalan rengiyle Halkevi’nin küçük bi-
Ahmet Erhan, Alaca Karanlıktaki Ülke adlı şiir nası vardı. Parkın kıyısındaki basket sahasını yık-
kitabının sonunda, “Dünyanın bir çekirdeği mışlar ama, keşke bu küçük yapı kalsaydı. Bazı
varsa, bu çekirdek Akdeniz olmalı. Bu dün- metinlerde okudum: Yaşar Kemal, Orhan Kemal
yadaki bütün ilk’lerin serpilip geliştiği yerdir Halkevi’ne gelirmiş. Zamanın dergileri buralarda
Akdeniz. İnsanın kendi kendini ve tüm evreni çıkarmış, edebiyatçılar buralarda görüşürlermiş.
sorguladığı bir bilinçlenmedir. Soru soruyo- Biliyorsunuz, bir zamanlar Adana’da Altın
rum öyleyse varım, der Akdeniz insanı” de- Koza Film Festivalleri yapılırdı. Çocukluğumu-
mektedir. Erhan bu sözleriyle bir yerde Akde- zun, ilkgençliğimizin en renkli günlerdi. O gün-
niz insanını, Akdenizliliği tarif etmektedir. Ve lerde sinema oyuncuları, yani “artizler” Ada-
kitabın son iki dizesinde, “Akdeniz’e dönüyo- na’ya çıkarmaya yaparlardı da, Adana bayram
rum! Akdeniz’e dönüyorum / Anamın rahmine yerine dönerdi. Bugün Kuruköprü’de, Yeni Ca-
yeniden, yeniden döner gibi” der. Ahmet Er- mi’nin olduğu bölgede Koza Oteli vardır, adını
han, Yaşamın Ufuk Çizgisi’nde okurun dikka- Altın Koza Film Festivalinden almıştır. Sanat-
tini yeniden döneceği Akdeniz izleğine çeker: çılar, sinemacılar bu otelde kalırlardı. Küçük
“Bu şiiri yazan kim ve günde beş vakit bıkıp bir anımı anlatmak istiyorum: 70’li yıllardı sa-
/ usanmadan Akdeniz’e gidip de dönen kim?” nıyorum, bir festival sırasında sinema oyun-
dizelerini yazar. Pek çoğumuzun ortak arkada- cuları otelden çıktıklarında Kuruköprü Mey-
şı Ahmet Erhan’a buradan selam gönderelim, danı ana-baba gününe dönmüştü. Gençler,
saygıyla analım. bir anda, Yılmaz Güney’i, Erol Taş’ı ve diğer
Halit Arapoğlularını, İzzet-Sadık Altınmeşe oyuncuları omuzlara aldılar. Yılmaz bizim için
kardeşleri bu yıllarda tanıdım, dinledim (Altın- bir ilahtı tabii. Erol Taş ise ağayı, kötüyü oy-
meşe kardeşler de müşterimizdi) Yogi Kazım nuyordu filmlerde. Kalabalık içinde, bir anda
(yaşıyor ve 105 yaşında). Asfalt Rızaları, Sü- “elle, elle” sesleri duyduk. Ardından Erol Taş’ı
68 Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi 69
