Page 82 - ANT SANAT 13
P. 82
Çok ödülü olan da bir film oldu; çünkü bizim nemada bu mümkün olmuyor. Sanıyorum yö-
kendimize özgü haksızlığa uğramışlık duygusu netmenimle benim aramda sıcak bir kardeşlik
dışında, “Triyandafilis” çok sıcak, çok insancıl, ilişkisi oldu. Zaman zaman Tunç, oyuncularla
çok rastlanabilir bir hikâyeyi yaşayan, çok ma- da tartışıyordu. Sonra kendi fikri de oluyordu.
sum bir çocuk. Böyle bir şey olunca film ister Hepsi sorun haline geldiğinde bana telefon açı-
çok kaliteli olsun, isterse de kaliteden epeyce yor, “Ayla bunların hangisi doğru?” diye bana
kaçınılsın, bütün insanların aklına gelen ilk şey soruyordu. Aslında beş-altı filmim var demem
para olur. Cümleyi görsele çevirmek o kadar lazım size; oysa tek filmim var. Diğerlerini ko-
çok para gerektiriyor ki, bunları bilmediğim nuşmak bile istemiyorum.
için senaryoyu yazarken dümdüz gittim. So- Sinema yazarlığı ise başka bir şey. Aslında her
nuç ise ya çok kötü ya da yarım kalmış bir film şey başka. Mesela “Şiir gibi roman” deriz; ama
oluyor. Yani sinemanın kendine özgü duygu romanı şiir gibi yazarsak karakterler giymez
yakalama araç ve gereçleri var. Ayrıca farklı onları üstlerine. Hani çocukken anneler, zor-
bir dili var. Düzyazıda siz her insanı başka tür- la “Bu kazağı giyeceksin” der ve zorla geçirir
lü konuşturabilirsiniz. Sinemada görsellik çok üstümüze. Siz de ya bir şey içerken üstünü-
önde olduğu için sizin farklı konuşmasını iste- ze bilerek dökersiniz; böylece annenizden
diğiniz bir adamın cahil, görgüsüz, bilinçsiz ol- intikam almış olursunuz. Böylelikle onun bir
duğu intibaını veren bir görüntüsü olabilir. Bu daha böyle bir şey yapmamasını da sağlar-
yanlışlıkla seçilmiş de olabilir; ama sinemanın sınız. Sonuçta filme ilişkin şeyler beni sine-
birtakım heyecan verici ya da izlettirici nite- madan uzak durmalıyım duygusuna getirdi.
liklerini kıstığında, sinema seyircisi bu durum- Talihsiz üç film ile talihli bir filmim var diye-
dan hiç hoşlanmaz. Bu söylediklerimi bizat bilirim. Meseele sinemayla yazarın uyuşma-
yaşadım. Çekilen bir filmden dolayı yaşadığım ması aslında. Okuyan her insanın kendi filmi-
ve bin defa pişman olduğum, bir daha asla hiç- ni okuduğu sırada çektiği filmi seyretmesinin
bir sinemacıya vermeyeceğimi düşündükten daha akıllıca olduğunu düşünüyorum. O yüz-
sonra, nurlarda yatsın Tunç Başaran beni ikna den artık uyarlama istemiyorum.
etti. “Bunlar iki ayrı hayvandır Ayla. Sen onla-
ra aynı hayvanmış gibi muamele edemezsin.” Şimdi diğer iki yazarımıza dönelim. Genel-
dedi. “Bizim dertlerimiz, çözümleyeceğimiz likle ikiniz için yapılan değerlendirmelerde,
şeyler başkadır, senin çok önemsediğin ve çö- “Canlı karakterler ve mekânlar, canlı insan-
zümleyeceğin şeyler başka…” dedi. lar tasvir ettiğiniz” düşüncesi öne çıkıyor.
İlk yapılan film çok zor oldu, çok pişman ol- Bu bağlamda nasıl bir ülke atmosferinden
dum, ayrıca seyredilmedi de. Yerden göğe geçiyoruz; yazma serüveninize nasıl devam
kadar haklıydılar; galiba en çok da ben eleş- edeceksiniz?
tirmiştim o filmi. Anlatımlarımda görsellik yo- Işık: Hiçbirimizin hayatı güllük gülistanlık de-
ğundur; buna da yazdığım her metinde özen ğil. Amacım umutsuzluk aşılamak değil; ama
gösteririm; çünkü insanların algıları en çok bizi daha zor günlerin beklediğini düşünüyo-
gözle yaptıkları izlenimlerdir. Duygulandıran rum. Dünya da böyle ülkemiz de… Dünyaya bir
şeyler hep değil ama çok büyük ölçüde göz kere gelmiş olduğumuzu bizlere unutturuyor-
algısına dayanır. Tiplerin çok keskin olması lar. Yaşayamadığımız güzel günler için üzülü-
gerekir. Yazarlıkta o tipleri keskin oluşturmak, yoruz. Beni yazmaya yönlendiren en itici güç,
keskin sözler söyletmek kaldırılabilir; ama si- bu hayatı kısacık ömürlerimizi, enerjimizi bu
82 Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi 83
