Page 90 - ANT SANAT 13
P. 90
dile getiriş biçimi şiir olamaz: “Hüzün,
kuş, mektup” diyeceğim, sonra bunları şi-
ire dönüştüreceğim: “Hüzün kuşu mektup
taşıyor” Ben farkımızı “kavramsallaştırma
yeteneği” olarak koymanın doğru olacağını
düşünüyorum. Bu da bizi duygu ve düşün-
cenin hemhal olmasıyla şiirin oluşabileceği
sonucuna ulaştırır. Badiou bunu mu söyle-
mek istemiştir bilmiyorum.
Doğru… Bu cümleyi bağlamı içinde de-
ğerlendirmek sanırım daha doğru olacak.
Yani şiir tüm bunları kullanır… böyle bakıl-
dığında müthiş bir olanaktır. Hakikati dile
getirmek için bir olanak; çünkü şairin ha-
kikatle temasının olduğunu düşünüyorum.
Şimdi ağzımıza gelen her şey şiir olamaz. ğım ama… tin sadece “ruh” anlamında değildir.
“Yağdı yağmur çaktı şimşek…” bu değil yani. Dinsel bir metaforun dışında kullanıyorum.
Üfür gitsin… ne güzel uydu… Nerden geldiği Sözcüğün çağrışımlarını dikkatli anlamak la-
önemli bu noktada. Geldiği yer yani… Bence zım. Zaten ruh sözcüğünü de öldükten sonra
şairlerin alıcı ve verici antenleri var. dirilecek soyut benimizden çok “mânâ âlem-
leri” anlamında kullanıyorum. İşte bu âlemde
Tam da burada araya giriyorum, böyle deyin- dolaşmamız “tin”imizle oluyor. Kültürel derin-
ce kaçınılmaz biçimde “ilham” geliyor aklımı- liğimiz de bunun içinde… Şair bu âlemde dola-
za, dolayısıyla tanrısallık… Mistik bir yer mi şırken yaşadıklarını, duyduklarını okuduklarını
şairin antenlerine gelen bu iletilerin mekanı? duygu ve düşünce olarak yeniden üretir de-
meye çalışıyorum.
Şairlerin antenleri vardır, alıcı ve verici an-
tenleri… Çok güzel, “mânâlar âlemi” şairlerin kapsa-
Tabii o geleni dönüştürebilecek bir yetenek ma alanı içinde… Bu ne kadar da özel kılıyor
olmalı şairde. Yani donanım bu süreçte önem onları.
kazanıyor. Donanım derken sadece bilgiyi Şairlerin imgelem, düşünürlerin kavram de-
kastetmiyorum. İnsan olarak yaşadıklarınız; dikleri tüm bunların kendi biricikliğimize uy-
belalar, acılar, sevinçler, mücadele… Her ney- gun olması “tin”le mümkün. Yani tin biriciklik
se bunların yoğrulması lazım. Bunlar yoksa gerektiriyor. Eskilerin nevi şahsına münhasır
oradan geleni alamazsınız, yani antenleriniz dedikleri insansak, yazdıklarımız için şiir diye-
çekmez. Bu durumda sadece yazılanları ala- bilme olanağımız yükseliyor. Olanak diyorum,
bilirsiniz. Sonuçta yazılanlar da sizi şiirin en bunlar olsa bile yazdıklarımızın şiir olmasına
can alıcı noktasına, yani özgünlüğe taşıyamaz. yetmiyor. Çünkü şairin dediği gibi “duyuyo-
Okuyacaksınız, dinleyeceksiniz, yaşayacaksı- rum anlatamıyorum” meselesi var bir de! Duy-
nız ve bunları yeniden dokuyacaksınız. Yani mayıp yazanlar vardır. Biz onların dediklerine
kendi tinimize, ben burada “tin”i kullanaca- retorik diyoruz, yani manzume.
90 Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi Muratpaşa Belediyesi Kültür ve Sanat Dergisi 91
